MEDYARELLA
yükleniyor...

Stajyer doktor Barry Marshall’ın meslektaşları onu dehşet içinde izliyordu. Mide ülseri olan ağır bir hastanın karnından bakteri almış ve bulanık kahverengi çorbayı bir bardağa dökmüştü. Sonra da içmişti. Karışım bir milyon helocibacter pylori bakterisi içeriyordu ve tadı bataklık suyu gibiydi. Birkaç gün sonra Marshall’da mide bulantısı ve kusma baş gösterdi. Yapılan endoskopi midesinin pembe ve sağlıklı dan kırmızı ve fazlasıyla iltihaplı bir hale döndüğünü gösteriyordu. Mide ülserinin başlangıç safhasındaydı. 1984’te tedavisi yoktu ama Marshall antibiyotik alarak kendini mucizevi bir şekilde iyileştirdi. Mide ülserlerine bakterinin neden olduğunu ispatlayarak, ülsere stres ve aşırı miktarda asidin neden olduğunu savunan onlarca yıllık tıbbi doktrini tersine çevirmişti. Bu deneyin anlamı çok büyüktü: Ülsere bakteri neden oluyorsa, tedavi edilebilirdi. Marshall’ın çalışması tıp tarihinin büyük çıkışlarından biri oldu, milyonlarca hayat kurtardı ve Marshall’a bir Nobel Ödülü kazandırdı.

Marshall bunu yaparken iki güvenlik önemli almıştı. Hastane etik komitesine bilgilendirmemişti çünkü izin vermeyecekleri kesindi. komiteler ve yaratıcılık iyi anlaşamaz. Karısına da söylememişti çünkü eşler birbirleri konusunda aşın temkinlidir. Gerçi birkaç gün sonra kusmaya ve nefesi kokmaya başlayınca karısı tahmin edecekti.

Marshall bunu yapma ihtiyacı duymuştu çünkü hastalarının üstünde yaptığı çalışmalarla ispatlamış olmasına rağmen, alanında kabul görmüş doktorlar onları görmezden geliyordu. O dönemde yetişkinlerin yüzde onunu etkileyen ülsere stresin neden olduğu dogmasına sıkı sıkı tutunuyorlardı. Marshall ülser hastalarının midesinin alınmasını ya da ölene dek kan kusmalarını dehşetle izliyordu.

Tıptaki bu yeniliğin, Avustralya’nın ücra bir köşesinden değil, resmi araştırma merkezlerinden çıkması gerekiyordu. Marshall henüz tam bir doktor bile değildi, otuz üç yaşında bir stajyer doktordu. Daha sonra sunumlarından birine katılan bir araştırmacı, “Onda bilim adamı duruşu yoktu,” yorumunda bulunacaktı. Marshall ayrıca semptomlar tedavi etmeden bastıran ürünlere milyonlar yatıran ilaç firmalarıyla da karşı karşıya gelmişti. Yeni teori onca kârın pencereden uçması demekti. Marshall, “Herkes bana karşıydı ama ben haklı olduğumu biliyordum.” diyecekti.

Marshall davasını hayvanlar üstünde deney yaparak kanıtlayamazdı çünkü helicobacter pylori sadece primatları etkiliyordu. İnsanlar üstünde deney yapması engellenen Marshall çaresiz kaldığı için elinin altındaki tek gönüllünün üstünde deney yaptı: kendisinin.

Elit hiyerarşiler ve kabul görmüş uygulamalar karşısında radikal davranmak yaratıcıdır. Bir sanatçı olarak statükoya karşı savaşmak Beethoven için kaçınılmazdı. Senfonilerin, yaylı kuartetlerin, konçertoların, sonataların yapısını ve kapsamını yeniden yaratarak müzikal biçimlerin standardizasyonuyla savaştı. O zamanlarda besteciler ücretli hizmetkârlardı ama Beethoven bunu da değiştirdi. Yüksek ücretler talep etti ve aldı. Akşam yemeklerini hizmetkârlar yerine müşterileriyle yiyen ilk müzisyendi ve bu onu konuşmaktan hoşlanmayan ve tartışmaya yatkın bir misafir olmaktan alıkoymadı. CEO’lar eskiden bir şirketi satın alıp gemiye istikrar getirirdi. Şimdi statükoyu bozuyor, yeni bir ekip kuruyor ve yeni fikirler getiriyorlar. Bir şeyleri dönüştürmek istiyorsanız radikal bir zihniyete sahip olmalısınız,

“Statükoya uymayan her davranış delilik olarak yorumlanır, oysa aslında bir aydınlanma olabilir.

Delilik bir anlamda bakanın gözündedir.”

Chuck Palahniuk